İran’da gündem Halkın temel endişeleri

1 ay önce 82

İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarışacak yedi aday arasındaki üçüncü münazara, önceki iki münazaradan farklı değildi. Nükleer Anlaşma, ekonomik ve idari durum ve özgürlükler konusundaki görüş ayrılıkları, “Halkın Temel Korku ve Endişeleri” başlıklı karşılaşmanın ayrıntılarında da kendisini hissettirdi.

Münazara yedi endişeye işaret edilerek başladı. Bunlar; fiyat artışları ve enflasyon, adalet ve sınıf farklılıklarının azaltılması, yolsuzlukla mücadele, rant ve şeffaflık, ekonomik küçülme ve gelirlerin düşmesi, hükümet fon desteğinin düzenlenmesi, işsizlik ve konut sağlanması.

Yarışacak adaylardan biri olan Emir Hüseyin Kadızade Haşimi bu yedi endişeyi “insanların genel endişeleri” olarak değerlendirerek bu endişeleri kökten çözmeye çağırdı. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de dahil olmak üzere İranlı yetkilileri hükümetin performansının sorumluluğunu üstlenmemekle suçlayan Kadızade Haşimi, İran Cumhurbaşkanı’nı televizyonda münazara yapmaya davet etti.

Şu anda İran Meclis Başkan Vekilliğini yürüten Kadızade Haşimi, ülke kaynaklarının “yanlış” bir şekilde dağıtılmasına işaret etti. Ayrıca İranlılar yaşam ile ilgili sıkıntılardan musdaripken özgürlük talebinin uyandırılmasını eleştirerek “Hükümet, kötü bir şekilde müzakerede bulunarak ABD ile müzakere yapma fırsatını kaybetti” dedi.

Diğer adaylardan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) Genel Sekreteri Muhsin Rızai ise yolsuzluğun ve “çetelerin” yayılmasını eleştirerek yedi endişenin yarım yüzyıl boyunca “tek bir sistemin” varolmasına dayandığı konusunda ısrar etti. İktidarın kanatlarını “siyasi kavgalarla” meşgul olmakla eleştiren Rızai, İran’ın iki temel operasyona ihtiyacı olduğunu söyledi. Rızai’ye göre ilk operasyon iktidarın içerisinde ve yönetim sisteminde, idare ve sistem yapısında, yasalarda, kurallarda ve davranışlarda reform yapılmasını içerirken, ikinci operasyon İran ekonomisi için “modern bir mimariyi” ve ekonomik faaliyetlerin buharlaşmasını engellemek için verimli bir zeminde çalışmayı içeriyor. Rızai kuracağı hükümetin her topluluktan, yetkinliğe ve enerjiye sahip insanları içereceğine ve güçlü, faal ve hesap verebilir bir hükümete doğru ilerleyeceğine dair vaatte bulundu. Rızai reform sürecinin “İran’ın Dini Lideri’ne bağlı kuruluşlar ile üç otorite, bürokrasi ve bakanlıklar arasındaki ilişkileri” de içereceğine dair söz verdi.

Rızai “Elli yıldır hayat pahalı, işsizlik yüksek ve ulusal para birimi değer kaybediyor. Bu sorunları neden çözmüyoruz? Yetkililer, siyasi kanatlar arasındaki kuyumcuların savaşıyla meşguller. Bunlar her dönem iki kutupluluğu öne çıkarır, dikkatleri bunun üzerine çeker ve bir süre sonra da aynı konu tekrarlanır” şeklinde konuştu.

Kuyumcuların savaşı, iki tüccarın müşterilerin önünde mal satıp kârı paylaşmak için göstermelik bir müzayede yapması anlamına gelen İran’da kullanılan bir söz.

Rızai, ülkede “güvenlik kirliliği” olduğuna ilişkin önceki uyarılarını tekrarlayarak “Ülkedeki siyasi atmosfer bu nüfuzlu insanlar tarafından kontrol ediliyor” ifadelerini kullandı.

Diğer taraftan muhafazakar aday İran Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi mevcut sorunları çözmek için üç ayrı kısımda çalışma taahhüdünde bulundu. Reisi ilk olarak hükümette reform yapılması, ayrımcılığın düzeltilmesi ve yolsuzlukla mücadele edilmesi gerektiğini ve ikinci kısımda ise aileleri ve yoksul grupları desteklemeye odaklanılması gerektiğini söyledi.

Reisi yolsuzluğun ülkedeki büyük sorunlardan biri olduğunu vurgulayarak yolsuzluk yapanlarla mücadele edilmesinin yargının görevlerinden biri olduğunu söyledi. Reisi yolsuzlukla mücadele edilmesinden hükümetin sorumlu olduğunu söyleyerek, bu sorumluluğun halkın güvenini yeniden kazanma girişimlerinin bir parçası olarak tüm ekonomik verileri izleyip ekonomik faaliyetlerin şeffaf bir tablosunu sunarak yerine getirilebileceğini kaydetti.

Muhafazakar aday Ali Rıza Zakani ise Ruhani’nin hükümetini “feci bir enflasyona” sebep olmakla suçladı. Enflasyonu ve yüksek fiyatları “felaketlerin anası” olarak nitelendiren Zakani, hükümetin verdiği rakamlardan, istatistiklerden ve özellikle de işsizlik oranından şüphe duyduğunu söyledi. Zakani seçimlerde karşısına rakip olarak çıkan Eski Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’yi likiditenin altı katına çıkmasında parmağı olmakla suçlayarak hesap vermesini istedi. Cumhurbaşkanlığı görevini devraldığı ilk yılda döviz piyasasını, bankaları ve şeffaflığı kontrol ederek enflasyonu yarı yarıya indirme sözü veren Zakani “Yolsuzluğun kökünü kazımaya ant içiyorum” dedi. Zakani şu anda rekabetin “hırsızlar ve yağmacılar” arasında olduğunu söyledi. Kendisi ile Tahran’ın eski Başsavcısı, petrol bakanı ve mevcut cumhurbaşkanı yardımcısının erkek kardeşi arasındaki gerginliğe atıfta bulunarak, ikinci grubun birinci gruba karşı oyunu temsil ettiğini söyledi.

Nükleer Anlaşma’ya en çok karşı olanlardan biri olan Zakani, mevcut hükümeti sert bir şekilde eleştirerek “İnsanları kandırma zamanı geride kaldı” dedi. Zakani, rakibi Himmeti’yi akaryakıt fiyatlarına yüzde 300 zam yapılmasına karşı olduğu konusunda “yalan” söylemekle suçladı. Fiyatların bu şekilde yükseltilmesi 2019 yılının Kasım ayının ortasında öfkeli protestoların fitilini ateşlemişti ve hükümet de bu ateşi söndürmek için güç kullanmıştı. Zakani enflasyon üzerinde yüzde 4’lük bir etki yaratması beklenirken Himmeti’nin zam fikrine destek verdiğini öne sürdü. Zakani “Siyasi açıklamalar sorunları çözmüyor. Yıldızlı dolarlarımız, yıldızlı maaşlarımız, yıldızlı likiditemiz, yıldızlı ihtilaslarımız ve yıldızlı arsızlığımız var” ifadelerini kullanarak Himmeti’yi “gizli bilgileri Uluslararası Para Fonu’na (IMF) vererek büyük bir ihanet yapmakla” suçladı.

Öte yandan İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’ndeki temsilcisi Said Celili dün münazarada yaptığı açıklamada insanların endişesinin “neden sorunların çözülmediği” ile ilgili olduğunu söyledi. Celili “İnsanların korkuları ve sorunları yeni tip koronavirüs (Kovid-19) gibi bilinmez değil” ifadelerini kullandı. Eleştiri oklarını Nükleer Anlaşma’ya yönelterek anlaşmayı “halkı alacaklıdan çok verecekli yapan bir belge” olarak değerlendirdi.

Celili, uluslararası anlaşmaların imzalanmasının önemli olmadığını düşündüğünü söyleyerek kendisiyle aynı fikirde olmayanları münazaraya çağırdı. Uluslararası kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele kuruluşu Mali Eylem Görev Gücü’ne (Financial Action Task Force-FATF) katılmanın, katılım şartlarının kabul edilmesiyle bitmediğine, aksine ek taahhütler gerektirdiğine dair uyarıda bulundu.

Celili, Ruhani’yi uluslararası olaylarda en ufak bir “anlayışa” sahip olmamakla suçlayarak tekrar Nükleer Anlaşma konusuna geldi. Ruhani’nin sicilinin “oldukça zayıf” olduğunu söyleyerek “Biden’ın gelmesini beklediler. İnsanlara yaptırımlar konusunda ne gibi bir planımız olduğunu söylemeliyiz” dedi.

Reformistlere yakınlaşmaya çalışan bağımsız aday Eski Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti’ye gelince, yaptırımların görmezden gelindiğine dair eleştiride bulunarak muhafazakar rakiplerini daha gerçekçi olmaya davet etti ve “Döviz neden yükseldi? Gayrimenkullerin fiyatları neden arttı? Yaptırımlar son 10 yıl içerisinde dünya ile aramızdaki ticari ilişkileri mahvetti. Bana küresel ticaret yapmadan ilerleme kaydeden tek bir ülke söyleyin. Denize bir tane bile İran bandıralı gemi gönderemiyoruz. Futbol takımımız kazandığında Asya Futbol Konfederasyonu’ndan (AFC) paralarını alamıyoruz” dedi.

Himmeti “Trump ve yaptırımlardan kazançlı çıkanlar Nükleer Anlaşma’da işleri tersine döndürdüler. Yaptırımlar olmasaydı bunlardan kazançlı çıkanlar kaybetmiş olurdu. Onlar ülkeye sermaye girmesini istemiyorlar” dedi. Himmeti enflasyon oranının yükselmesini “yaptırımlar sonucunda ülke malzemelerinden milyarlarca doların silinmesi nedeniyle oluşan bütçe açığına” bağlayarak “dünya olmadan yaşamak ve giderlerini halkın ödemesini isteyen” bir akıma karşı uyarıda bulundu. Rakiplerine hitaben “FATF anlaşmasına karşı çıkarak kendi kalemize gol attınız. Dış politikamda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) düşman olmayacak” ifadelerini kullandı.

Himmeti sözlerini doğrudan Reisi’ye yönlendirerek “Sayın Reisi, cumhurbaşkanlığını kazanırsanız ne olacak? Ülke hapishane gibi yönetilmez” ifadelerini kullandı ve yaptırımların sıkılaştırılması konusunda küresel bir fikir birliği oluşmasına karşı uyarıda bulundu.

Kendisini bir reformcu olarak sunan son aday Muhsin Mihralizade ise ülkenin sorunlarının “yönetim krizi”nde ve yetkililerin “siyah-beyaz” anlayışında yattığını söyledi. Yetkililere karşı halkın güveninin azaldığına işaret eden Mihralizade, geçim durumunun “siyasallaşmanın” ağırlığı altında ezildiğini söyledi ve “İnsanlar şeffaflık ve dürüstlük istiyor” dedi.

Mihralizade İran Radyo Televizyon Kurumu’nu (IRIB) protesto ederek “medya otoritesinin Tahran’dan Londra’ya geçtiğini” vurguladı ve “Bazılarında yasaya ve planlara hiçbir bağlılık yok. Sorun yetkililerin performansında ve yapıda. Zira en küçük sorunlar krize dönüşüyor” ifadelerini kullanarak gençler arasındaki yüksek göç oranına dikkat çekti. Ayrıca muhafazakarları önceki ABD yönetiminin getirdiği yaptırımlar sorununu görmezden geldikleri için eleştirdi.

Mihralizade münazarada müttefiki Himmeti’nin stratejisini izleyerek Reisi’yi eleştirilerinin hedefi haline getirdi. Reisi’nin çarşamba günü ülkenin güneybatısında kalan Ahvaz kentine gidişini eleştiren Mihralizade “Eğer Kovid-19 tehlikeliyse ve şehir kırmızı kategorisinde yer alıyorsa, sayın Reisi neden oraya binlerce insanı topladı? İnsanlar soruyor Kovid-19 var mı yok mu? Tehlikeli mi değil mi?” şeklinde konuştu.

Aynı zamanda Mihralizade Sünnilerin idari görevlerde saf dışı bırakılmasını da eleştirdi. Başta Sünniler olmak üzere ülkenin doğusunda ve batısında ikinci plana atılan kişilere karşı yapılan bu “ayrımcılığı” telafi etme sözü verdi. “Toplumsal umudun kaybolmasına” karşı uyarıda bulunan Mihralizade “Tüm çabalara rağmen seçim ortamı hala hareketsiz. Bunun nedeni halkın seçimlerde herhangi bir etkilerinin olacağına dair umudunu yitirmiş olması” ifadelerini kullandı.
şarkulavsat

İçeriğin Tamamını Oku