Fuad Matar: İran rejiminin Arap dünyasını istikrarsızlaştırma stratejisi

1 ay önce 84

İran-Arap dünyası ilişkileri, 24 yıl önce İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminin bazı yıllarında, uzlaşma tesis edecek bir anlayışa ulaşılmasında kendisine umut bağlanan nitelikli bir açılıma tanık olmuştu.

Cumhurbaşkanının şu ya da bu ülke için tehdit, hatta provokasyon kaydetmeyen açıklamalarını ve ziyaretlerini hatırlatıyoruz.

Dönemin Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdulaziz’in önerdiği ve ardından 27-28 Mart 2002’de Beyrut’ta düzenlenen olağanüstü Arap zirvesinde kabul edilen Arap Barış Girişimi de aynı zamana denk gelmişti.

İran’ın devrimci rejiminin üyeleri bu adıma kucak açmak yerine Husi kollarını harekete geçirerek kendisine pusular kurdular. Her iki kol da Suudi Arabistan devletinden başlayarak bölge için bir gözdağı kartı haline geldi. Gün geçtikçe İran cumhurbaşkanının rolü küçülürken İran Devrim Muhafızlarının etkisi, açıklanmış ve gizli tutumları belirlemekte ki rolü artıyor.

O zamanlar mevcut Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Arap Barış Girişimi konusunda sessizce sürünün dışına çıkan söylemlerde bulunduğunu bilmiyorduk. Nasıl sessiz olmasın ki, siyah sarıklı efendilerin söylemlerine karşı sesini incelikle yükseltmek dahi sahibine, sayısız örneklerden biri olan Muhammed Ali Recai’nin 3 Ağustos 1981’de yaşadığına benzer (elbette farklı sebepler, ölüm veya öldürülme koşulları altında) bir sona mal olabilir. Bunu söylüyoruz çünkü İran’da Devrim Muhafızlarının sözü Dini Liderin sözü demek ve Dini Liderin sözünün üzerine de söz yok.

Hatemi’nin tutumu, içeride birikenlerin ifşa edilme anı gelene, yani eski cumhurbaşkanı olana kadar bilinmezlik boşluğunda asılı kaldı. Mahmud Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı makamını kendisinden çekip almasının (3 Ağustos 2005) üzerinden birkaç ay geçtikten sonra Hatemi, konuşmalar yapmak için ABD’ye özel bir ziyarette bulunmaya karar verdi. Kendisi bu ziyareti düzenlemesinin arkasındaki senaryoyu açıklamadı.

Fakat ABD merkezli “USA Today” ve İngiliz “Financial Times” gazetelerine yaptığı açıklamalar, eski cumhurbaşkanının bu ziyareti, görevde olduğu zamanlar yaptığı açıklamaların ve attığı adımların, makamının kendisine yapması gerekenleri dayattığı bir yetkilinin açıklama ve adımları olduğunu telkin etmek istediği izlenimini bırakmıştı. Bunların kendi kanaatleri olduğu anlamına gelmediği, küresel medya platformları, aynı zamanda iki ülkedeki diğer platformlar arasından bu özel ziyaret ve kasıtlı açıklamaları için (bağlılıkları ve politikaları yani İsrail’e sempatileri ile) bu Amerikan ve İngiliz platformlarını seçtiği intibası da vermişti.

Hatemi gazetecilere yaptığı bu açıklamalarda kendisini, kanaatlerini ve başta ABD yönetimi, İngiliz hükümeti ve diğer Avrupa hükümetleri olmak üzere uluslararası toplumu tatmin etmeye çalışmıştı. Daha da önemlisi, Filistinli liderlere, kendilerine sempati duyan, dostane davranan ve uluslararası toplum nezdinde davalarının haklılığını savunmaya çabalayan İran’ın, Devrim Muhafızları İranı’ndan daha iyi olduğunu telkin etmeye gayret etmişti. Devrim Muhafızlarının Filistinli direniş fraksiyonlarından kolları olmalarını istediğinden bizzat emin olduğunu ve 1997- 2005 yılları arasında cumhurbaşkanlığı yapan resmi bir kaynak olarak elinde kanıtlar bulunduğunu ima etmişti. Hatemi’ye göre Dini Lider ve Devrim Muhafızları İranı, ilk elde İran’a karşı savaşında Saddam Hüseyin Irakı’nı destekleyenlerden intikam alma, sonraki aşamalarda da Arap rejimlerini çevreleme adımlarını gerçekleştirmesini umduğu projesini uygulamak için Filistinli fraksiyonları kendisine bağlı kollara dönüştürmek istiyordu.

Hatemi Washington’dayken sözlerimizle atıfta bulunduğumuz bu gerçeği doğrulayan büyük bir açıklıkla konuşmuş ve sözleri Washington ve Londra’nın yanı sıra Tahran, Riyad ve Bağdat’ta, özellikle Gazze ve Ramallah’ta da duyulmuştu. Hatemi bu bağlamda: “İran ABD’nin düşmanı değil ve iki ülkenin Irak ve Afganistan’da ortak stratejik çıkarları var” demişti. “Yeni kurulan Irak hükümetini teröristlerin ve isyancıların insafına bırakamayız” değerlendirmesinde bulunarak ABD güçlerinin, bu hükümet ülkedeki durumu kontrol edebilecek hale gelene kadar Irak’ta kalması gerektiğini vurgulamıştı. Keza “Benim başkanlığım döneminde İran, Irak’taki Şiilere silah sağlamadı” ve “Irak’ta barış ve istikrardan hiç kimse İran kadar yararlanamaz” ifadelerini de kullanmıştı.

Bunlar İran ve Irak ile ilgili açıklamalarıydı, Filistin sorunu ve Arap-İsrail anlaşmazlığının çözümü için devam eden çabalara gelince, “İsrail’i haritadan silme” çağrısı yapan halefi Ahmedinejad ile aynı fikirde olmadığını söylemiş ve bu vurgusunu şu sözlerle pekiştirmişti; “Ben her zaman adil ve eşit bir barıştan bahsettim ve bunu destekledim”. Belki de kasıtlı olarak iş adamlarının gazetesi İngiliz Financial Times gazetesine yaptığı özel açıklamada; “İran, İsrail ile yan yana yaşayan bir Filistin devletini kabul edecek” demişti. Her ne kadar bu kabulü “Hamas” hareketinin açıklayacağı aynı anlamı taşıyan pozisyona bağlasa da, bunu söylemesi başlı başına çok önemli bir dönüm noktası oluşturuyordu. Bu dönüm noktası, vurgulu bir biçimde dile getirdiği şu sözlerle daha da netlik kazanmıştı: “İran, Ortadoğu’da Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında kalıcı bir barış istiyor.

Hamas’ın kendisi de hakları verilirse, kendisine demokratik bir devlet ve Filistin hükümeti olarak davranılır ve üzerindeki baskı kaldırılırsa İsrail ile yan yana yaşamaya hazır…”

Sonuç olarak bu açıklamalardan çıkarılabilecek özet şudur; İran’ın üstü kapalı pozisyonu, rejimin en ön sırada oturan çocuklarından birinin çok kısa bir şekilde ifade ettiği gibidir.

Hatemi’den sonra izlediğimiz İran’ın tutumuna gelince; Tahran’ın stratejisi Filistinlilerin kaderi, Arap dünyasının istikrarı, tüm Körfez ve Arap çıkarlarını manipüle etme üzerine şekillenmekte.

Fuad Matar
Lübnanlı gazeteci, araştırmacı yazar.

İçeriğin Tamamını Oku